Avrupa seyahatime bu sefer İstanbul-Atina-Roma-Barselona-Prag-Viyana-Amsterdam-İstanbul şeklinde bir programla devam edeyim dedim. Genel manada Atina ve Prag ı çok beğendim ama özellikle Prag. Zaten Barselonayı ve Romayı önceden gezip görmüştüm bir tekrar atayım dedim. Tıpçı olunca herşeye tekrar atmak huyumuzda var herhalde. 🙂
Atina

1

Akropolis’e Nasıl Gidilir ?
Atina; İstanbul ve Roma gibi tepelerin üzerine kurulmuş bir şehir. Ancak Akropolis, gösterişi sayesinde tüm Atina’da görülebilen bir yapı. Atina’nın şehir merkezi olarak adlandırılabilecek Syntagma Meydanı’na 10 dk’lık yürüme mesafesinde.
Ayrıca Atina’da gezi yapan Hop on/off otobüsleri ile Happy Train’lerin hepsinin Acropolis’te durakları var. Yine Kırmızı Hattı Kullanan Metro’nun da Akropolis durağı var.
Biz Akropolis’e Sytagma’dan yürüyerek gitmeyi ve dönüşte de yürüyerek inip Önce müzeyi gezmeyi sonra da hemen müzenin önündeki Plaka bölgesine dalarak günü tamamlamayı tercih ettik.
Akropolis’in iki girişi var. Birincisi Propylaea’nın bulunduğu ana giriş diğer ise Dionysos tiyatrosunun bulunduğu Güney Yamaç kapısı. Biz her iki seferinde de Güney Yamacı (Southern Slope) tercih ettik. Genelde tur otobüsleri ile gelenler ve fazla bilmeyenler ana girişi kullandıkları için sıra oluyormuş. Ancak Güney Yamaçtan girdiğimizde Ağustos ayında dahi fazla sıra beklemeden içeri girebilmiştik.

Akropoliste Neler Var ?
Akropolis, Antik Yunan Medeniyeti’nin inandığı tanrıları için inşa etmiş oldukları tapınakların bulunduğu dönemi için kutsal sayılan bir bölge. Zaten bir başka adı da Sacred Rock (Kutsal Kaya)

Parthenon
Akropolis’in içindeki en büyük ve gösterişli tapınak şehrin koruyucu tanrıçası olarak kabul edilen Athena adına yapılmış Parthenon tapınağı.
Parthenon tapınağı Atina şehrinin zirvede olduğu bir zamanda ve dönemin şartlarına göre çok kısa sayılabilecek sürede 6 yılda inşa edilmiş. Günümüzde yalnızca bazı sütunları ayakta kalmayı başarabilmiş

Yapıldığı dönem itibari ile görkemli sütunlarının içinde Athena’nın dev bir heykeli ve çatısının ön ve arka cephelerinde Athena’nın doğumu, Athena ile Poseidon’un yarışmasını anlatan heykeller ile çevreleyen şeritte ise çeşitli savaşların hikayesi anlatılmış.
İlk olarak yangınla zarar görmüş, daha sonra Hristiyanların hışmına uğrayarak Kiliseye çevrilmiş, Osmanlı Döneminde Cami olarak kullanılmış, Osmanlı Venedik savaşı sırasında cephanelik olarak kullanılırken bombalanarak en büyük yarayı almış. 1800’lerde ise Anadolu’yu da yağmalayan İngilizler tarafından yağmalanarak bugüne kadar gelmeyi başarmış.
Parthenon’un tarihine kısaca göz atmak isterseniz videoyu izleyebilirsiniz.
İnşası 10 yıl gibi bir sürede tamamlanan Parthenon’un restorasyon çalışmaları ise 1975 yılından bu yana devam ediyormuş. Yunanlılar 2500 yıl önce 10 yılda bitirdikleri Tapınağı 40 yıldır restore edememişler. Avrupa Birliği sağolsun herhalde.

Erechteion
Atina’nın mitolojik kralları Erectheus ve Cecrops için yapılan Erechteion Tapınağı aslında Akropolis’in en kutsal bölgesinde bulunuyor.Hikayaye göre Atina şehrinin koruyucu tanrısı olmak için Athena ve Poseidon arasında bir yarış düzenlenir. Hangisinin vereceği hediye daha yararlı olacaksa şehrin tanrısı o olacaktı.

İlk olarak Poseidon elindeki 3 başlı mızrağı yere vurur ve bir çeşme ortaya çıkar. önce herkes sevinir ancak Denizlerin Tanrısı Poseidon’un çeşmesi tuzlanır ve pek bir işe yaramaz. Sıra Athena’ya gelmiştir. Athena da elindeki mızrağı yere vurur ve ortaya bir zeytin ağacı çıkar. Dünyadaki barışı ve refahı temsil eden bu zeytin ağacı halk tarafından benimseniz ve Athena şehrin tanrısı ilan edilir.

İşte bu yarışmanın yapıldığı yer Erechteion tapınağının bulunduğu yerdir. Athena’nın yarattığı zeytin ağacını temsilen aynı yerde sürekli olarak bir zeytin ağacı bulunuyor.
Propylaea’
Propylaea aslında Akropolis’in giriş kapısı. Şimdilerde pek fazla bir şey kalmamış. Ancak Berlin’de bulunan Brandenburg Kapısı birebir kopyası olarak tasarlanmış.

IMG_6424

Nike Tapınağı
Zafer Tanrısı Nike’ye adanan bu tapınak Atina’lıların Pers’lilere karşı kazandıkları bir savaştan sonra yapılmış. Aslında ufak bir tapınak ve günümüze çok da fazla bir kısmı kalamamış. Ancak güzel bir restorasyon ile günümüze gelebilmiş.

Dionysus Tiyatrosu
Güney yamaçta bulunan bu tiyatro 18.yy’da ortaya çıkartılmış. Atina Agorası’ndaki Dionysos şenlikleri sırasında kullanılıyormuş

Odeon of Herodos Atticus
Akropolis’in en büyük tiyatrosu. Günümüze kadar ulaşmayı başarmış Güney Yamaçta yer alan bu tiyatro Odeon teriminin de atası.
Sonuçta Atina’ya giden herkesin ister tarihle ister mitoloji ile ilgisi olsun veya en azından merak etsin, Akropolis’i mutlaka bir defa ziyaret etmesinde fayda var.
Ancak Akropolis’e tek başınıza giderseniz sadece eski yapıları ve taşları ve güzel Atina manzarasını seyreder geri dönersiniz. Benim tavsiyem Atina’dan rezervasyon yaptırabileceğiniz http://www.athenswalkingtours.gr/The-Acropolis-Tour-And-City-Tour gibi Yürüyüş turları ile rehber eşlinde gezmeniz ve yapıları tarihi ve mitolojik öyküleri ile dinlemenizdir.
Akropolisten çıkarılan tüm antik eşyalar ile heykeller hemen girişinde yer alan Akropolis müzesinde sergileniyor. Akropolis Müzesi o kadar güzel bir müze ki mutlaka gezilip görülmesi gereken bir yer. Bu sebeple müze ilgili ayrıca bir yazı yazacağım.

 

IMG_6593Şehrin en merkezi yerlerinden birisi olan Monastiraki için bir nevi Atina’nın Sultanahmet’i diyebiliriz. Monastiraki Meydanı’nda dikkatinizi ilk çekecek olan yapı, bugün Yunan Halk Sanatı Müzesi olarak kullanılan Mustafa Ağa Tsisdarakis Camii olacak. 1759’da dönemin Atina valisi Tsisdarakis tarafından yaptırılmış. 1821’deki Yunan isyanında sonra minaresi yıkılmış. Maalesef şu anda Atina’da hizmet veren hiçbir camii bulunmuyor…

ATİNA HAVALİMANI’NDAN ŞEHİR MERKEZİNE ULAŞIM
M3 Metro hattıyla yaklaşık 50 dakikada tek yön 8, gidiş dönüş 14 Euro’ya şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Metro gerekli tüm merkezi istasyonlara gidiyor. (Dikkat: aynı platformdan Pire’ye giden trenler de kalkmakta. ‘M’ işaretine dikkat etmek ve halka sormak önemli.) (sabah 6:30′dan gece 23:30′a kadar çalışmakta)
x95 Hatlı otobüs ile de 1,5 saat sürede 5 Euro’ya şehir merkezine ulaşılabilir. Daha uygun fiyatlı ancak daha yavaş bir alternatif. x96 hatlı otobüs Atina Havalimanı, Pire Limanı arasında çalışıyor. x93 hatlı otobüs Atina Otogarı, Atina havalimanı arasında hizmet veriyor. x97 hatlı otobüs de şehri merkezine Eliniko Metro İstasyonu’na gidiyor. (Bu otobüslerin tümü 24 saat çalışıyor)
Taksi ile Sintagma Meydanı 40-45 Euro arası tutuyor. 4,5 kişi iseniz önerilir. Binmeden fiyatı konuşmak önemli.

Prag
Hitler’in bile bombalamaya kıyamadığı için İkinci Dünya Savaşında hiç zarar görmeyen Prag bu gezimde en çok beğendiğim şehir.

Euro yu CZK ya çevirme işini İstanbul Dönerin karşısındaki dövizcilerden çevirin. Hem komisyon almıyorlar hemde 1 Euro 26-27 CZK dan olacak şekilde bozduruyorlar, güvenilir insanlar. Sokakta yanınıza yaklaşıpta 30 kron diyenlere tamah etmeyin sahtekar yada dolandırıcıdır. Güzelce teşekkür edin.
Prag’ta her daim canlı bir hayat var. Sokak gösterileri, konserler, müzik çalan, kendine ilgiyi çeken onlarca aktivite mevcut. Lazer gösterilerine denk gelmiştim. Sizde denk gelirseniz mutlaka izlenmesi gereken bir gösteri.
İstanbul Döner ve Hanedan restaurantları sıcak Türk yemeklerini yiyebileceğiniz güzel mekanlar.

Turunuza “Eski Şehir Meydanındaki” Astronomik Saat Kulesi ile başlayın. Burası bir turist info merkezine gittiğinizde de size verdikleri haritada ilk işaretleyecekleri yer olacak. Şehrin tam merkezinde bulunan Mustek Metro durağında indikten sonra, hareketli Mustek Meydanından 3-4 dakikalık yürüyüş mesafesinde bulunuyor.

Astronomik Saat
Zamanın yanı sıra, dünya ve güneşin konumlarını gösteren 15yy. civarında yapılmış bir saat kulesi. Burada, her saat başı çalan çanlar sonrasında açılan pencereden geçen azizlerin kuklalarını kaydetmek için bekleyen bir turist kalabalığı göreceksiniz. Bence çok enteresan birşey olmamasına rağmen, siz de bekleyin ve izleyin derim.

Burdan yavaş yavaş nehir yönünde(haritanızı aldınız değil mi?) ilerlemeye başlayın. Ara sokakları tercih ederek yapacağınız gezintiler size Prag’ın o “maket şehir” hissini daha fazla yaşatacaktır.

Yahudi Bölgesi
Kale’ye doğru giderken Vltava Nehri ile Eski Şehir Meydanı arasında kalan Yahudi Bölgesini(Jewish Quarter, Josefov) ziyaret edebilirsiniz. Eski hali ile Yahudi sinagoları(Avrupa’da korunan en eski sinagog), evleri, ibranice saat kuleleri ve bir yahudi mezarlığı bu bölgede mevcut, oldukça etkileci bir bölge. Ayrıca bölgede bir de Yahudi Müzesi bulunmaktadır. Yahudi Müzesi için alacağınız bir bilet, bölgedekitüm sinagog ve mekanlara girişinizi bedavaya getirebilir.

prag
Charles Bridge
Vlatava Nehiri üzerindekibirçok köprüden belki de en önemlisi Charles Bridge. Yine 15yy. sonlarına doğru bitirilmiş bu köprü birçok savaş, direniş, ve doğal afet görmüş olmasına rağmen halen kulesi le dimdik ayakta. Bu köprü’de sağlı sollu birçok heykel gerçekten görülmeye değer. Charles Köprüsü, araç trafiğine kapalı olduğu için rahat rahat gezip, etraftaki müzisyenleri dinleyebilir, hediyelik eşyalardan alabilirsiniz. Köprünün girişindeki kuleye çıkarak(düşük bir giriş ücreti ile) köpriye ve Prag’ın bir kısmına yukarıdan bakabilirsiniz.

Charles Bridge’den Prag Kalesine doğru harekete geçebilirsiniz. Uğramak isterseniz, tam köprüyü geçtikten sonra Franz Kafka Müzesi’ne çok yakın olduğunuzu belirtmek isterim.

Prag Kalesi ve St.Vitus Katedrali
Dar sokaklardan ve yokuş yukarı çıktığınızı düşündüğüm Prag Kalesi’nin girişinde yapmanız gereken bir şey var: Askerlerin nöbet teslim törenini izlemek. Her saat başı olduğunu duyduğum(ancak emin değilim) bu töreni izleyen büyük bir turist kalabalığı göreceksiniz.Askerlerin saf bir konsantrasyonla etraflarında sanki hiçbirşey yokmuş gibi, göz kırpmadan, disiplinli ve dikkatli tavırları izlemeye değer. Kalenin içine girdikten sonra gotik katedral St.Vitus’u görmelisiniz. Bu katedral, halen yapıldığı tarihteki heybetini ve gizemini koruyor sanki. Katedral etrafında küçük kiliseler de var. Ben bu kiliselerin birinde o anda satışı yapılan bir konsere girip dinlemiştim. Gerçekten oldukça etkili idi.

Kaleden çıkarken Franz Kafka’nın bir dönem yaşadığı evi (No.22) mutlaka görün. Evin bulunduğu sokak tam anlamı ile bir maket sokak görünümünde..Giriş ücretli ancak akşam 4’ten sonra giriş ücreti alınmıyor. Yanlız 4’ten sonratüm dükkanlar kapanacağı için sadece dışarıdan fotoğraf çekebilirsiniz.

Dönüşte vaktiniz olursa Charles Köprüsü’nün üzerinden de görebileceğiniz dev metronomunyakınına gidebilirsiniz. Burdan oldukça güzel Prag manzarası var. Vltava Nehri üzerindeki birçok köprüyü, şehrin önemli binalarını burdan görmek mümkün. Üstüne de yemekli ya da yemeksiz bir Vltava Nehri turu da yaparsanız, Prag’ın en popüler turistik mekanlarını bence bitirmiş olursunuz.
Old towna havaalanından direkt Airport Express (AE) yazan otobüsle gelebilirsiniz. 
Amsterdam

amsterdamI Amsterdam yazısını bulup fotoğraf çektirmeyi unutmayın. Kanal turu yapıp türkçe audio guide ile şehir hakkında çok bilgiyi alabilirsiniz. Kanal turu 15 euro şehre ilk geldiğinizde Central Stationun karşısından tura katılın.
Amsterdam şehri denizin 6 metre altında kurulmuştur. Kanallarla suyun dengesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Şehirde yaklaşık olarak 800 bin insan yaşamaktayken 1,5 milyon bisiklet bulunmakta. Bu durumu ilk indiğinizde çok rahat gözlemleyebiliyorsunuz, 7’den 77’ye herkes bisiklet kullanıyor. Sizde bisiklet kiralayıp bu deneyimi yaşayabilirsiniz. Haritayı elinize aldığınızda fark edeceksiniz ki Central Station ve Dam meydanı en alttada Vondel Park var. U şeklinde bir hat çizerek gezebilir yada Dam meydanının önündeki caddeyi takip ederek istediğiniz yere gidebilirsiniz.
Albert Cuyp pazarından hediyelik eşyaları pazarlık yaparak daha uygun fiyatlara alabilirsiniz. Ev içi terliklerinden ve peynirlerini ordan almıştık. Yalnız bu peynirlerinin tadı orda güzel gelsede eve gelirken çok fazla aldığımı fark ettim çünkü evde o kadar damak tadıma uymadığını ama içlerinden kimyonlu olanı beğendim.

İLGİLİ  Burada da Bir Dünya Varmış! Vuslat&Ayrılık